Bir gün o çok güvendiğin terazi de şaşar
İnsan dünyayı gözleriyle değil, içindeki terazinin ayarıyla görür.
Bu yüzden herkesin doğrusu farklıdır.
Herkesin yanlışı farklıdır.
Herkesin ahlakı, vicdanı ve kabulleri farklı ağırlık taşır.
Bir başkasında doğru olan bir şey, senin terazinde ağır bir yanlış olabilir.
Bir başkasında yanlış olan bir şey, senin içindeki dengeyi hiç sarsmayabilir.
Ve insan yaptığı şeyi çoğu zaman doğru sanar.
Çünkü kendi terazisi hâlâ dengededir.
Ama belki de insanın en büyük yanılgısı tam burada başlar:
Kendi içindeki dengeyi, mutlak doğru sanmak.
Çünkü bazen ahlak sandığın şey, sadece alışkanlıktır.
Doğru sandığın şey, sana öğretilmiş bir ezberdir.
Masum sandığın şey, yüzleşmek istemediğin bir yanlıştır.
Yani senin ahlakına ters gelmeyen bir şey, gerçekte ahlaka ters olabilir.
Ama insan bunu kabul etmek istemez.
Çünkü insan, vicdanını susturmaz;
vicdanını ikna eder.
Kendi hatalarını mantığa sarar,
yanlışlarını sebeplerle süsler,
eksiklerini haklılıkla kapatır.
Ve böylece terazi şaşsa bile düz tarttığını sanır.
İşte asıl tehlike budur.
Çünkü dışarıdaki adaletin şaşması can yakar;
ama insanın kendi içindeki terazinin şaşması karakterini değiştirir.
Hayat da zaten buradan vurur insanı.
Çünkü biz sanırız ki hayat matematiksel bir adaletle işler.
İyiliğin karşılığı gelir.
Kötülüğün bedeli ödenir.
Emek boşa gitmez.
Sadakat yerde kalmaz.
Ama hayat, sandığımız kadar kusursuz tartmaz.
Bazen en temiz kalpli insan en ağır yükü taşır.
En çok seven en çok kaybeder.
En dürüst olan en çok kırılır.
Ve en çok sabreden, bazen karşılığını hiç alamaz.
İşte o zaman anlarsın:
Sorun bazen hayatın terazisinin şaşması değildir.
Sorun, herkesin kendi terazisiyle yaşamasıdır.
Seni kıran biri, kendi terazisinde haklı olabilir.
Sana haksızlık eden biri, kendi vicdanında masum olabilir.
Çünkü herkes kendi yükünü merkeze koyar.
Kendi acısını büyütür.
Kendi haklılığını ağır basan tarafa koyar.
Ve belki de hayatın en trajik yanı budur:
Mutlak doğru sandığımız şeylerin çoğu, kişisel terazilerin sonucudur.
Ama insanı büyüten şey, kendi terazisine körü körüne güvenmek değildir.
Bir gün onun da şaşabileceğini bilmektir.
Çünkü olgunluk, hep haklı olmak değildir.
Bazen kendi doğrularından şüphe edebilmektir.
Kendine dönüp sorabilmek:
“Bu bana doğru geliyor diye gerçekten doğru mu?”
“Bu vicdanımı rahatsız etmiyor diye temiz mi?”
“Bu bana ters değil diye ahlaki mi?”
İnsan kendini sorgulamayı bıraktığı an, içindeki terazi bozulmaya başlar.
Ve çoğu zaman bunu fark etmez.
Bozuk bir pusula da yön gösterir.
Ama doğru yönü değil.
Bu yüzden mesele, hayatın adil olması değildir.
Mesele, hayat adil değilken bile senin adil kalabilmendir.
Mesele, insanların terazisi şaşarken seninkinin bozulmamasıdır.
Çünkü dışarıdaki denge bozulabilir.
İnsanlar değişebilir.
Sözler eksilebilir.
Vicdanlar susabilir.
Ama insanın içindeki ölçü bozulduğu an, asıl kayıp orada başlar.
Ve günün sonunda insanı yargılayan dünya değildir.
Gece başını yastığa koyduğunda, içindeki o sessiz terazidir.
Çünkü hayat seni her zaman hak ettiğin yere koymayabilir.
Ama sen, kendini ancak karakterinin taşıdığı yere kadar götürebilirsin.
Ve bazen yenilmek, kaybetmek ya da kırılmak son değildir.
Asıl yenilgi, terazi şaştığında bunu fark etmemektir.
Çünkü bir gün, evet…
O çok güvendiğin terazi de şaşar.
Mühim olan, onu yeniden doğru tartacak cesareti gösterebilmektir.
